,

Doç. Dr. Fethi Güngör


İNSAN OLMAK


 

 

ÖZGÜR BİREYİN HAK VE SORUMLULUK DENGESİNİ KURABİLMESİ

 

 

 

Sadece Allah´a kul olmak

Hak ve sorumluluk dengesini gözeten hakiki bir özgürlük anlayışı, ancak, Allah´a kul olmakla elde edilebilir. Zira, Allah´a kul olamayan insan, bilerek ya da bilmeyerek başka nesnelerin veya öznelerin kölesi olur. Sadece Allah´a kul olan, O´nun vaz´ettiği zamanlar ve mekânlar üstü ezeli ve ebedi ilkelere riayet eden insan, yaratılmış, kurgulanmış hiç bir gücün önünde eğilmez, insanın özgürlüğünü ipotek altına almaya çalışan, onu köleleştirerek sömürmek isteyen tüm odaklara karşı mücadele etme hak ve vecibesini bütün benliğiyle hisseder ve bu yolda bir ömür mücadele eder.

Prof.Dr. Bayraktar Bayraklı hoca, En´âm Sûresi´ndeki “Allah dileseydi, onlar ortak koşmazlardı…” ayetinin tefsirini yaparken (6:107), Yüce Allah´ın kulunun şirk koşmasını asla dilemediğini, zira şirki büyük bir zulüm olarak tanımladığını, ancak, insanın şirk koşmasını da engellemediğini, düşünce ve inanç özgürlüğünü baskı altına almadığını izah eder (Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur´an Tefsiri, Bayraklı Yayınları, İstanbul 2013: 6/466-467).

Hz. Peygamber de (s) insanların dine girmesi için zorlayıcı tedbirler almamıştır. Çünkü onun görevi mesajı ulaştırmaktı, kabul ettirmek değil: “Sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin. Onlara ‘zor ve baskı´ kullanacak değilsin.” (88:21-22).  Zira, baskı ve zorbalık insanın fıtratına olduğu kadar dinin ruhuna da aykırı olup Yaratıcı tarafından kesin bir dille yasaklanmıştır (2:255). Bu yüzden Yüce Allah, dinden dönen mürtedler hakkında dünyada bir yaptırım uygulanmayıp o kişilerin Kendisine havale edilmesini istemektedir (4:137). İşte Kur´an insana bu denli geniş bir özgürlük alanı tanımaktadır.

 

Çarpık kadercilik anlayışı

Kur´an´ın “kendi elleriyle kazandıkları yüzünden” diyerek insanın sorumluluğunda olduğunu açıkça ifade ettiği eylemlerini İslam tarihi boyunca ‘kader´e havale edenler hep olmuştur. Oysa, Allah “Bir topluluk kendisini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (11:13) buyurmuş, bireysel ve toplumsal değişimden insanı sorumlu tutmuştur. Allah Rasulü (s) bu âyetin tefsiri sadedinde “Nasıl olursanız, öyle idare olunursunuz.” buyurmuştur. İsrâ Sûresi´ndeki “Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (17:73) âyetiyle eylemlerin sorumluluğu açıkça insana verilmişken, asırlar boyunca İslam dünyasında, tıpkı müşriklerin düşündüğü gibi “Eğer Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız şirk koşardık.” (6:148) şeklindeki batıl savunmayla özdeş addedilebilecek çarpık bir kader anlayışı yayılma alanı bulabilmiştir.

Gerek batıda üretilen insan hakları söylem ve belgelerinin, gerekse İslam dünyasında on dört asır boyunca oluşan hak söylemlerinin Kur´an´ın ışığında yeniden gözden geçirilmesi ve Müslümanların ve tüm insanlığın dikkatine sunulması ehem bir vecibe olarak önümüzde durmaktadır.